Cinema Notes

Dünyada Sinema Endüstrisi: Hollywood'dan Küresel Ekranlara

Ediz Kentkuran — Founder, Producer · In Turkish

Sinema, doğduğu günden beri hem sanat hem endüstri olmanın gerilimini taşır. Bir yanda tek bir yönetmenin dünyayı görme biçimi, öte yanda yüz milyonlarca dolarlık yatırımlar ve küresel dağıtım ağları vardır. Bu iki yüz birbirinin karşıtı gibi görünse de tarih tersini söyler: Sinemanın büyük sanat eserleri, çoğu zaman güçlü endüstrilerin içinden ya da onlara cevap olarak çıkmıştır. Bugün bu endüstri, yüz yılı aşkın tarihinin en köklü dönüşümlerinden birini yaşıyor.

Dünyada Sinema Endüstrisi: Hollywood'dan Küresel Ekranlara

Stüdyo Sisteminden Franchise Çağına

Hollywood'un klasik stüdyo sistemi, 1930'lar ve 40'larda üretimden gösterime her halkayı aynı şirketin elinde toplayan dikey bir düzendi; oyuncular uzun süreli sözleşmelerle stüdyolara bağlıydı ve üretim bir fabrika disipliniyle işliyordu. 1948'deki Paramount kararının stüdyoları salon zincirlerinden ayırması ve televizyonun yükselişi bu düzeni çözdü; 1970'lerde Jaws ve Star Wars ile başlayan blockbuster çağı ise bugünün mantığını kurdu.

O mantık giderek keskinleşti: Stüdyolar artık tek tek filmlerden çok markalara yatırım yapıyor. Devam filmleri, evrenler ve uyarlamalar küresel gişenin üst sıralarını doldururken, orta bütçeli film stüdyo sisteminin içinde giderek daralan bir alana sıkıştı. Bir zamanlar stüdyoların bel kemiği olan yetişkinlere yönelik dram ve komediler, bugün büyük ölçüde bağımsız yapımcılara ve platformlara devredilmiş durumda.

Küresel Gişenin Haritası

Salon sineması zirvesini 2019'da gördü: Küresel gişe o yıl 42,5 milyar dolarla rekor kırdı. Pandemi bu tabloyu bir anda değiştirdi ve toparlanma sanıldığından yavaş oldu; 2024'te küresel gişe yaklaşık 30 milyar dolar düzeyindeydi, yani zirvenin belirgin biçimde altında. Hollywood'daki 2023 senarist ve oyuncu grevlerinin ürettiği takvim boşluğu da bu gecikmede pay sahibiydi.

Harita da değişti. Çin, kendi devasa iç pazarı ve yerli gişe rekortmenleriyle Hollywood'a bağımlı olmayan bir güç haline geldi; Hindistan yılda en çok film üreten ülke konumunu koruyor. Pek çok pazarda yerli yapımlar, Hollywood filmleriyle gişede eşit koşullarda yarışıyor ve zaman zaman onları geride bırakıyor. “Dünya sineması” artık Hollywood ve diğerleri diye okunamayacak kadar çok merkezli.

Akış Platformları ve Verinin Gücü

Son on beş yılın asıl kırılması salonun dışında yaşandı. Netflix'in yapımcılığa girişiyle başlayan süreçte akış platformları, içeriğe yılda on milyarlarca dolar harcayan küresel oyunculara dönüştü; Amazon, Apple ve klasik stüdyoların kendi platformları da bu yarışa katıldı. Platformların getirdiği yenilik yalnızca dağıtımda değil: İzleme verisi, hangi projelerin geliştirileceğine dair kararlarda giderek daha belirleyici oluyor.

Bu veri odaklı yaklaşımın vaadi riski azaltmak, riski ise ortalamaya yakınsamaktır; geçmiş izleme alışkanlıklarını ölçen bir model, tanım gereği henüz benzeri olmayan filmi öngöremez. Sektörün son yıllardaki dersi de bu dengeyle ilgili: Platformlar bir yandan bütçe disiplinine dönerken, bir yandan salonun bir filmin değerini ve kültürel ağırlığını hâlâ belirlediğini yeniden keşfetti.

Ulusal Sinemaların Yükselişi

Bu dönüşümün belki en umut verici sonucu, İngilizce dışındaki sinemanın önündeki duvarın incelmesi oldu. Bong Joon-ho'nun Parasite'ının 2020'de yabancı dilde bir film olarak ilk kez En İyi Film Oscar'ını kazanması simgesel bir eşikti; Güney Kore'nin on yıllara yayılan bilinçli endüstri inşasının ürünüydü. Platformlar da altyazının seyirci için bir engel olmaktan çıktığını kanıtladı: Kore'den İspanya'ya, Türkiye'den Hindistan'a yerel yapımlar küresel izlenme listelerine yerleşti.

Dünya sineması bugün bir yol ayrımında değil, çoğul bir yeni düzende: Salon deneyimi büyük film için önemini koruyor, platformlar coğrafyanın belirleyiciliğini azaltıyor ve güçlü bir yerel hikâye, tarihte hiç olmadığı kadar hızlı biçimde küresel bir hikâyeye dönüşebiliyor. Endüstrinin merkezi hâlâ var; ama sinemanın merkezi, artık iyi hikâyenin anlatıldığı her yer.